Bir hanım, geçtiğimiz hafta beni ziyarete geldi, dedi ki:"Efendim, internet aracılığıyla, bir beyle tanıştım. Yüz yüze de görüştük. Birbirimize ilk anda olumlu baktık ve daha yakından tanıma amacıyla şu anda haftada iki-üç gün görüşüyoruz. Üç aydır bu görüşmelerimiz devam ediyor. Ve galiba bu işin sonu evliliğe gidiyor. Fakat benden yana ciddi bir sorun var. Zamanla ben, o beyden elektrik alamamaya başladım. Kafam çok karışık... Bu gibi meselelerin dinimizdeki ölçüsü nedir?"
Öncelikle bilinmesi gereken, nikâhsız kadınla erkeğin görüşmesi, kaygan zemindir. Ayaklar kayarsa, şahısların nereye sürükleneceği belli olmaz. Evlilik öncesi görüşmelerde gençlerin yanında üçüncü bir şahıs olmalı. Nişanlı bile olsalar, nişan hiçbir şeyi helal kılmaz.
Bana göre, internet aracılığı ile eş aramak bahanesiyle, erkek veya hanımlarla yazışmak haramdır! Bu haramların üzerine helalinden bir bina yapılamaz. Yani eğri cetvelle doğru çizgi çizilemez. Yanlış metotlarla hakikate varılmaz!
Ben internetteki arkadaşlıkları, olgunlaşmamış karpuza benzetirim. Olgunlaşmamış karpuz, dışarıdan bakınca karpuz amma, alıp kesince içi bembeyaz... İnternette insanlar kendilerini anlatıyor fakat bunun ne kadarı doğru?
Geçmiş yıllarda bir arkadaşım vardı. Daktiloya on tane kâğıt yerleştirip on ayrı kıza "biricik sevgilim" diye başlayan mektuplar yazıyordu. Hâlbuki kızların hiçbiri "biricik" değildi, geride dokuz tane daha var...
İnternette de durum buna benzer. Yani aldanma ihtimali çok yüksek... Erkekler zevki için, kızlar yuva kurmak için arkadaş arar. Pek çok erkek, kızların gözyaşından zevk alır. Bu sebepten internetteki güzel sözler kötü sonuçlar doğurabilir.
İnternette hiç mi dürüst insan yok? Elbette var. Fakat kime rast gelecek? Bu iş piyango gibidir. Kime çıkacağı belli değil. Çok az kişinin yüzü güler, birçoğu ağlar...
Elektrik meselesine gelince...
Yuva kurmak isteyen gençler birbirlerini gördükten sonra, "beğenmedim" ya da "sevemedim" yerine "elektrik alamadım" diyorlar. Bir arkadaş demişti ki: "Ağabey, ben bu kadınla 60 yıldır evliyim; şu elektrik dedikleri şeyi hiç alamadım!"
Ben bu gibi meseleler üzerinde çok düşündüm. Elle tutulan bir çözüm buldum: İlmihale uymak!
İlmihal ne diyor? "Evlilik, öncesiyle sonrasıyla İslamiyet'e uygun olacak." Gerisi söz oyunlarıdır.
Bazı aileler çocuğuna tembih ediyor: "Kızı kaçırmayalım. Havadan sudan şeyler konuş ki, ağzından yanlış bir şey çıkmasın." Büyük vebal!
Erkek de, kız da "insansa" eğer, kendini anlatacak. "Ben içki içmem ama sigara içerim. Her yemeği yemem. İnatçı değilimdir amma biraz sinirliyimdir." gibi...
Her şey açık açık konuşulmalı. Kendi prensiplerimizi açıkça ortaya koymalıyız. Yoksa bir sürü problem çıkar.
Şarkıların ve türkülerin bütünü gözyaşından ibarettir. Sevilmemesi gerekeni sevdikleri için, "Mevlâ" diyecekleri yerde "Leyla" dediklerinden, cennet gibi dünyaları cehennem olmuştur. Sevmek duygusunu içimize Allah yerleştirmiştir. Sevmemek mümkün değildir. Mutlaka bir şeyleri seveceğiz. Sevmek duygusuyla Allah'ı seveceğiz. Allah'ın sevdiklerini seveceğiz. Allah'ı sevenleri seveceğiz. Hekimoğlu İsmail- Zaman
Bazılarımıza göre, hayat karanlık bir kuyu!.. Son derece ağır bir yük!.. Her gün, her şey biraz daha kötüleşiyor!.. Nokta kadar bir umut ışığı bile yok!.. Böyle düşünüyorsanız bilin ki bu "Müslümanca" bir bakış açısı değil...
Hz. Âdem böyle düşünseydi Havva'sına, daha sonra da Cennet'ine kavuşamazdı...
Hz. Yusuf böyle düşünseydi, kardeşleri tarafından itildiği karanlık kuyudan dışarı çıkamazdı...
Hz. Yunus böyle düşünseydi, balığın karnında kalırdı...
Hz. İbrahim Nemrud'un ateşinde yanardı...
Peygamberlerimiz en zor anlara bile teslimolmadılar; içlerindeki imana ve iman kaynaklı umuda tutunup, kurtuldular. Böylece her şart altında umut ışıklarının varlığını ispatladılar?
Bilin ki, umut ışıkları hiçbir zaman tümüyle sönmez: Çünkü her halimizi gören ve bilen BİRİ var...
Öyleyse umutlanalım: Hz. Yusuf'u karanlık kuyuda bulup kurtaran, bizi de güçlüklerden kurtarabilir...
Hz. Yunus'u balığın karnından kurtaran, bizi de iç karanlığımızdan kurtarabilir...
Hz. İbrahim'i Nemrut ateşinden kurtaran, bizi de şeytan ateşinden kurtarabilir... Şu halde "çaresizlik"yoktur... Sadece kendini öyle hissetmek vardır!? Hayat dikkat ister!.. Çünkü bir kere yaşanır.
"Deneme-yanılma" metodu uygulama şansımız yoktur. Iskaladığınız anları geriye dönüp yeniden yaşayamazsınız. Tekrar tekrar başlayamazsınız.
Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma.. Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de… Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez. Yolcuya bakıp, yolu tanıma.Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan,
yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…
"En doğru yol : en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar. Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma…
Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan sözedenler, aşıkmış gibi davrananlardır. Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de severler.
Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat, şu gerçeği de hiç unutma : Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, telörgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları , yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.
Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen,
amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın , merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun. Doğru yol : insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
Yolda vereceğin her molayı özeleştiri durağında vermelisin. Unutma, tevbe özeleştiridir. Kendisini hesaba çaken, başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur.
Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabilir. Haritayı saklayabile-ceğin en güvenilir yerin yüreğindir. Bir şey daha : Pusulayı sahte manyetik alanlardan, paraziter nesnelerden uzak tut; İbreyi saptırırlar da haberin olmayabilir.
Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzrindeki saptırıcı etkisini iyi hesap etmelisin. O'ndan başkasından korkarsan , korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin.
Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkularının tuzağıdır; Yani, kendi benliğinin sana kazdığı tuzak.
karga, kekliğin seke seke yürümesine özenmiş, başlamış onun gibi yürümeye
ama becerememiş . sonra kendi yürümesinide unutmuş, keklik gibi yürüyeceğim diye uğraşırken.
bizim halimizde biraz buna benziyor aslında ..ne geçmişten soyutlanabildik ,ne bu güne alışabildik..burada biraz karga daha şanslı galiba..çünkü kekliğin yürümesi
heryıl değişmiyor hep aynı..ama bizim
benzemeye çalıştığımız hayatlar devamlı değişiyor
yakalamak güç...içimizde de fıtrattan dolayı rabbimize bağımlılık var..
hem inanıyoruz ,hem inancımıza ters bir yaşantı içindeyiz..bunu tersine çevirebilsek oysa..inancımıza göre yaşayabilsek ..dinimizi hayatımıza değilde ,hayatımızı dinimize göre yaşasak..
islam örtüsünü, parça parça değil, orasını burasını, çekiştire çekiştire değilde, bir bütün halde üstümüze örtebilsek ...rabbimize bağımlılığımızdan dolayı içimizdeki ikilem tek e düşmezmi...