By

feyzanur

8/9/2009 - bitti mi çile?

Kategori: ALINTI

Alınteridir bu arkadaş!

 

“Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş…”
Sezin Dilipak benim arkadaşımdır. Siz onu ve diğer Tıp’çı arkadaşlarını, 1997’de başlattıkları “Beyaz Yürüyüş”ten tanıyorsunuz. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencileriydi onlar… 28 Şubat’ın en fırtınalı günlerinde filizkıran fırtınasına tutulmuş kızlardan sadece birisiydi Sezin.. Gözaltılar, mahkemeler, barikatlar, tanklarla panzerlerle çevrilmiş okullar, liselere gönderilen keskin nişancılar, okulların penceresinden atlayarak kordonu yarmaya çalışan kız öğrenciler, derslere girmek için okula geldi diye bileklerinden kelepçelenen orta okullular… Joplar havada uçuşurken kimin sırtında patlayacağını bilemeden bir karakoldan diğerine koştuğumuz halde yetişemediğimiz o günler, avukat olduğumuz halde çocuklarla beraber gözaltına alınışlarımız… Tentürdiyot kokusu, acil servis, açılmış kaşlar, dağılmış çeneler, kırık kollar… Niye? Hiç… Okula ve derse girmek istiyorum. Giremezsin örtülüsün. Girerim, burası benim okulum ve benim ülkem… Okul-Ülke-Okul-Ülke-Okul-Ülke…
Sezincim işte 28 Şubat’ın o hâki renkli günlerinde, ülkemizi de okullarımızı da bize dar etmişler, hayatı burnumuzdan fitil fitil getirmişlerdi değil mi? Ama sizler, Tıp Fakülteli öğrenciler, muhteşem bir direnişi başlatmıştınız. Tüm Türkiye’yi şehir şehir gezip, yaşadığınız haksızlıkları halkımıza anlatmak ve onların desteği, duasıyla yurdu baştan başa uyandırmaktı yaptığınız. Büyük ve uzun ve beyaz bir yürüyüş… İstanbul’dan başlayıp tüm yurdu sarmıştı… “El Ele Günü” ne muhteşemdi. Bir öğrenci hareketiyken, halk hareketine, toplumsal bilince dönüşmesiydi bu hukuk arayışımızın. “Ne istiyoruz?”/ “Hürriyet!”/ “Ne Zaman?”/ “Hemen Şimdi!”… Kalabalığın gürül gürül söylediği bir paralo gibiydi değil mi Sezin? Hepimiz el ele tutuşmuştuk… Hukuksuzlukla mücadelede el ele, gönül gönüle verip direneceğimizin anlamını taşıyordu bu… Direndik değil mi Sezin?
Sonra tank paletleri üzerimizden geçti… İnsanlar işlerinden atıldı, insanlar okullarından kovuldu. Büyük bir göç başladı ardından. Sırt çantasına alelacele bir şeyler koyup tren, gemi, uçak ne bulursa binip gitmeye başladı kuşlar, nizami veya kaçak kaçışlar… O Eylül ayını hiç unutmuyorum. Ben 1997’den sonra Eylül aylarında göğe hiç bakmıyorum biliyor musun Sezincim? Belki bir leylek görürüm, belki bir allı turna da göçmen arkadaşlarımın sızısı saplanır içime diye… Eylül ayında göğe bakmam ben hâlâ… Gidiyordunuz işte… Sığamamıştınız şu cennet vatana. Sığmamıştık hiç birimiz… Sen, yanılmıyorsam son sınıftaydın, bir iki stajın kalmıştı intern hekim olacaktın. Almıyorlardı okullarımıza işte. Bir gün omuzlarınızdan tutarak sizi elebaşılar olduğunuz gerekçesiyle Emniyet’e çektiler. İçeride Baba Dilipak, Ekrem Kızıltaş, Ahmet Taşgetiren gibi yazarlar da vardı. Bu sorgu gecesi senin için yeni bir tanışma döneminin başlangıcıydı. Çünkü “suç ortağın”, “çete arkadaşın” Abdurrahman Dilipak’ın oğlu Osman da aynı geminin tayfalarındandı… İki tayfa evlendiniz… Ne oldu yani? Sırt çantaları birken, iki oldu. Yasakların olmadığı yerleri aradınız. Azerbaycan, Viyana, en son Dubai…
……………
Sezin gibi pek çok öğrenci, 28 Şubat sürecinde başörtülü olduğu gerekçesiyle üniversiteden atıldı, iş bulamadık, iş sahibi olanlarınsa işine son verildi, ama hayatı bir şekilde devam ettirmek için yılmadan usanmadan koşuyoruz işte. Aslında mimar olduğu halde terzilik yapan, iktisat tarihinden doktora verdiği halde çocuk bakıcısı olan, ilahiyatçı ama servis şoförlüğü yapan, diş hekimi ama çiftçilikle geçimini sağlayan, yargıçken pazarlarda tezgah açmak zorunda kalan arkadaşlarım var benim… Sezin Dilipak bunlardan sadece birisi…
Ayşe Arman adlı gazeteci, “devrimci değil aşçı” olarak tarif ettiği Sezin’in Tıp Fakültesini niçin son sınıfta bıraktığını neden sormuyor acaba? Yani her şey çarşafa girip diskotek diskotek gezmeye benzemiyor. Bir kere de aynı çarşafla tıp fakültesine falan girmeyi denese mesela? Yok. Ayşe Hanım’ın bilmediği bir şey daha var; devrimcilikle aşçılığın aslında birbirine zıt değil, birbirini destekleyen şeyler olduğuyla ilgili… Fırıncıların bedava ekmek dağıtarak devrimcileri desteklediği 1876 Fransa’sından beri gündemdedir bu iş misal. O kadar kasmaya gerek yok, modern kadın yemek yapmayı bilmez, parya kısmının işidir şu aşçılık falan gibilerinden kolaycılığaysa hiç!.. Zenci hareketinin başlatıcılarından dünya çapında direnişçi Rahmetlik Rosa Parks, vefat etmeden evvel harika bir milk-shake tarifi göndermişti bizim yazışma grubumuza mesela. Sonra Gazze’deki öğretmen Aliye Cafer Hanım, son kuşatmada evinin altında kalarak ölmeden evvel yollayabildiği mailinde şöyle diyordu: “Dostum Sibel, kuşatma bitsin ilk işim bir fırın açmak olacak, çocuklar üç günden beri aç, ekmek kokusu geliyor burnumuza, evet kesin bir fırın açmam gerekli, çocukları oyalamak için bu fırın hayalini konuşuyoruz. Sana ve arkadaşlarına burada lazım olan battaniye, pil, sargı bezi ve pamuk gibi ihtiyaçlarımızı listeliyorum. İşgalden sonra birlikte ekmek pişirmek dileğiyle…”
Hayata bağlılığın ve direncin türlü yolları var. Ama hiç biri kolay değildir, yani çaba ister hem hayat hem direniş…
Ahmet Hakan ve Ayşe Arman’ın defaatle şahsım üzerinden “demode” bulduklarını dile getirdikleri şey de böyle… Onların geçiştirdikleri kadar kolay değildir işler oysa. Yani bahsettikleri şey “hayat”tır… Ve biz o hayata çok önem veriyoruz, hayatın binbir keder ve zorluk içinde de olsa onurlu bir duruş gerektirdiğini, bunun bedel istediğini, bu bedel için cesur olmak gerektiğini de biliyoruz… Bu, elbette emek ister, alınteri ister, çalışkanlık bekler… Beden veya zeka gibi sergilenmesi kolay işlerden değildir ne devrimcilik ne de aşçılık… Ciddi emek ister, sabır ister, bedel ister, yürek ister, alınteriyle beslenir…
“Arkadaş” şiirini ne güzel yazmış Şanar Yurdatapan değil mi Sezincim?
“Ortak olmak her sevince, her derde, kedere
Ve yürümek ömür boyu, beraberce, el ele
Olmasın hiç o tâ içten gülen gözlerde yaş
Bir gün gelip, ayrılsak bile seninle arkadaş”…

sibel eraslan      vakit
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - Modernizm kadını neden kurtardı?

Kategori: ALINTI







Modernizm kadını neden kurtardı?

 

Türkiye’de gazetelerin 1. sayfalarına bakanlar mutlaka resimli “kadın”

haberleri ile karşılaşırlar. Bunlar çoğunlukla ışıltılı bir hayatın

resimleridir. Ülkenin oyun-eğlence vs. hayatının malzemesi olan

kadınlarla ilgili haberler Türkiye’nin “modern” yüzünü yansıtmak üzere

köpürtülerek kullanılır.
Kadını modern hayata karıştırma, böylece yeni bir kimlik verme macerası

Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli sosyal mühendislik projelerindendir. Aile

odaklı toplumdan birey odaklı bir yapıya geçmeden bunun çok fazla sonuç

vermesi beklenemez. Devletin ikilemi, hem aileyi toplumun temeli olarak

görmesi, hem de kadınları modern hayata her hangi bir ahlâkî çerçeve

çizmeden, norm-değer üretemeden zorlamasıdır.
Bu hususla ilgili sosyal mühendislik çabalarının, son yıllarda

meyvelerini verdiği gözleniyor. Aile en modern kesimlerden başlamak

üzere çözülüyor. Safsataya kadar vardırılan “eşitlik” söylemi, bir arada

yaşamak için gerekli olan iş ve rol bölümünü güçleştiriyor. Kadınların

serbestleşmesi, erkekler için evlilik bağlarını koparmayı

kolaylaştırıyor. Annesi babası evliliği sürdüremiyen ailelerin çocukları

boşlukta kalıyor. Bu bilhassa kız çocukları için büyük bir tehlike

oluşturuyor. Yüksek öğretimin yaygınlaşması, her yıl daha fazla genç

kızın baba ocağından yüksek tahsil için ayrılması, yaşadıkları yerdeki

sosyal çevrenin normları içinde yetişmiş gençleri, norm-değer çerçevesi

olmayan veya yeterli kontrol sağlayamayan muhitlerde çetin bir değişime

zorluyor.
Öğrencilerin başıboş hayat sürdükleri çevreler, her türlü olumsuzluk

için zemin oluşturuyor. Bunun gittikçe artan tarzda gazetelerin birinci

sayfalarındaki kadın haberlerini değiştirmeye başladığını görmeye

başlıyoruz. Işıltılı bir fanus içinde tutulan oyun-eğlence kadınlarının

haberlerinin yerini başka türlü kadın haberleri alıyor.
Günümüzde arkaik bir isim olan “Münevver” son zamanların en çok duyulan

kadın ismine dönüşüyor. Bu genç kız, büyük şehirlerde yozlaşmanın nasıl

bir yayılma içinde olduğunun göstergesi. 17 yaşındaki bir genç kız bir

zengin aile çocuğunun cinsel oyuncağı oluyor; bu kızın ailesi tarafından

biliniyor ve gelecekte elde edilebilecekler için tasvib görüyor! Korkunç

bir cinayetle sonuçlanan bu vak’ada, değer yokluğunun/kargaşasının ne

kertelere geldiğini kolaylıkla görebiliyoruz. Oğlan tarafı, işin çok

fazla büyütülmemesi gerektiğini söyleyebiliyor. Çünkü zengin çocuğu

oğlanların böyle cinsel objeleri olabilir! Kız tarafı ise, “helâllik”

için yüksek meblağ talebinde bulunabiliyor! Burada kendisine en fazla

haksızlık edilen kelime elbette “helâllik”dir!
“Münevver”in muhafazakâr bir isim olmasına karşılık “Begüm”ün modern bir

isim olarak telakki edildiğinden şüphe yok. Zaten kızlarına bu ismi

koyanlar, Türkiye’nin modernlikte en yüksek tabakasında sayılıyorlar.

Balerin-Balet ana babanın kızı Begüm’ün akıbeti de Münevver’inken daha

az feci değil.
Anası babası ayrılmış üniversite öğrencisi Begüm uyuşturucu müptelası

oluyor, hatta tedavi görüyor. 23 yaşındaki genç kız arkadaşlarının

evinde banyoda koluna yüksek dozda uyuşturucu enjekte ediyor. Annesi:

“Kızım Lise’de bir erkek arkadaşının zorlaması ile eroine alışmış.

Şubat’ta tedavi için AMATEM’e yatmıştı, 31 Mart’ta çıktı. Ama eski

arkadaşları onu hiç rahat bırakmadı” diyor...
Cumhuriyet’in kadın üzerinden yürüttüğü sosyal mühendislik projesi

nihayet görünür hale geliyor. Kadınlarımız hızla modernleşiyor.

Modernlik kişilik değil, dişilik üzerinden sürdürülüyor. Kadın

“özgürleşiyor”. Bunun nelere mal olacağı kimseyi ilgilendirmiyor.
Modernizm kadını tabiatından soyutluyor. Onu eş ve anne olmaktan

çıkarıyor, “dişi” yapıyor. Hayata tutunacağı, varoluşunu

anlamlandıracağı gerçek değerler yerine sahte oyuncaklarla oyalıyor…

 
D.Mehmet Doğan - Vakit

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/8/2009 - Eyvah; Ramazan geldi!

Kategori: ALINTI

Gönüllerin oruç oruç yıkandığı şehr-i Ramazan'ın avdeti vesilesiyle eyvah denir mi? Tabii ki denmez aslında. Lakin Türk medyasının müzmin bazı tavırlarını hatırlayınca her Ramazan eyvah demek zorunda kalıyor insan. Ramazan'ın gelişi irtica haberlerinden bellidir.

Bir yandan ürkünç (!) haberler yapılırken diğer yandan da gazeteler Ramazan promosyonuna başlar. Sözü uzatmaya ne hacet; 5 Eylül'de yayınlanan Milliyet'i arşivleyin; hatta çerçeveleyip Ramazan hatırası diye işyerlerinize asın. Gazetenin manşeti "Yolda Zorunlu Namaz Molası". Sürmanşette Surelerin Tefsiri adlı bir kitap ve 9 kupona verilecek eserle ilgili tanıtıcı şu cümle: Namazda okunan surelerin tefsiri. İronik ve kronik bir vak'a ile karşı karşıyayız. "Namaz molası" haberini okuyunca kadim irtica haberleri ile bunun arasında bir farkı görmedim dersem yalan olur. Haber "bir yolcu"ya dayanarak verilmiş. Eskiden bu tip haberler "üst düzey bir yetkili"ye dayandırılarak nakledilirdi. Her neyse...

Samimiyetimle söylüyorum; bizim medya, bu tip haberleri tamamen art niyetle yapmıyor. İki sıkıntı göze çarpıyor: Dinî bilginin eksik olması ve toplumdan kopuk yaşanması. Türkiye'de onlarca yıldır yapılan bir uygulama var; hemen her dinlenme tesisi küçük bir mescit yapmış zaten. Nerede mola verirseniz verin, dileyen gidip o küçücük mekânlarda namazını kılabiliyor. Alışveriş merkezlerinde de, "kebapçılar"da da benzer bir uygulama var. Bu durum ne namaz kılanı şımartıyor, ne kılmayanı mahcup duruma düşürüyor. İnsanlar sessizce çekilip bir kenarda namazını eda ediyor. Bunu toplum onlarca yıldır çözmüş; siz "bir yolcu"nun ihbarıyla müthiş bir haber (!) havasına girince insanlar rahatsız oluyor. Tepkiler yükselip "namaz düşmanlığı" gibi ağır ifadeler kullanılınca da "hayır, biz namaz düşmanı değiliz" deniyor. Doğru. Namaz düşmanı demek ağır kaçıyor; ancak ısrarla namaz aleyhtarı gibi gözükünce algı bu noktaya doğru kayıyor. Keşke böyle bir görüntü hiç verilmese.

Ramazan'ı sabote eden haber örnekleri

Bana "Eyvah" dedirten Ramazan korkusuna dönüyorum. Niçin? Üzülerek söylemek zorundayım ki Ramazan'da bazı fermanların muhabirlere ulaştığı hissine kapılıyorum. Basit bir kuruntudan ya da iflah olmaz bir takıntıdan dolayı kapılmıyorum bu hislere. Somut hadiseler var kuşkumu destekleyecek. Maalesef bazı yazı işlerinde Ramazan'da şu tür cümleler havada uçuşuyor; en azından öyle bir hava seziliyor:

1) Oruç tutmadıkları için dayak yiyenlerin derhal tespiti; şayet böyle bir vak'a bulunamazsa herhangi bir kavga görüntülerine Ramazan'a mahsus bazı kadrajların yapılması. Örnek mi? Çok; ama en yenisini, en unutulmazını hatırlatayım. "Liseli gençler, Ramazan'da içki içen kişiyi öldürdü" diye bir haber yayınlandı geçen sene. Olay araştırılınca anlaşıldı ki okul dönüşünde bir grup, bir gencin önünü keserek haraç ister ve kavga çıkar. Ne yazık ki bir gencin hayatını kaybettiği hadiseyi bazı gazeteler oruçla, Ramazan'la irtibatlandırmışlardı...

2) Ramazan'da alkol aldıkları için dayak yiyenlerin tespiti; bulunamazsa, İstiklal Caddesi veya Sakarya Caddesi gibi bir yerde pusuya yatılıp, kavga eden sarhoşların fotoğrafının çekilmesi. "Haydi canım sen de! Olur mu öyle şey!" demeyin sakın. Geçen sene gazetelerde boy boy fotoğrafı basılan iki gencin yerdeki hallerini hatırlayın lütfen. "Sahurda İçki Dayağı" deniyordu haberlerde. Ankara'nın göbeğinde (Çankaya'da) ellerindeki bira şişeleriyle yürüyen gençlerin bir grup tarafından darp edildiği söyleniyordu. Polisin yardımıyla kendilerini kurtaran gençler, ambulansı kabul etmeyip taksiyle olay yerinden uzaklaşmıştı. Anlatılanlar buydu. Gerçekler bambaşka. Sopa yiyen gençlerle, onları dövenler aynı barda eğlenen bir grup çıkmıştı. Haberde tek doğru, kavganın çıkmış olmasıydı; gerisi Ramazan ayına özgü palavralar...

3) Ramazan davulundan rahatsız olan vatandaşlarımızın bulunması; hatta davul yetmez, ezandan duyulan rahatsızlığın gündeme getirilmesi. Bu tür haberlerin ironik ve kronik bir çerçevesi de belirgin hale geldi son yıllarda. Davul haberlerinde belediyeler "AKP ve CHP belediyeleri" diye ikiye ayrılıyor ve o cepheden müthiş (!) haberler yapılıyor. Geçen sene bir gazetemiz İstanbul'un ilçelerini "davul çalınanlar ve çalınmayanlar" diye ikiye bölmüş ve buradan çok ilginç çıkarımlar yapmanın yollarını öğretmişti (!) herkese.

4) Öğle vakti üniversite kantininde yemek yiyenlerin saldırıya maruz kalması. Bu da klasik bir Ramazan haberciliğidir. Özellikle "ülkücü gençler"in kantin baskını yaptığı söylenir. "Öğrenciler iftar vakti sınav istemiyor" türünden haberler de etkili olabilir. Gerçi bu sene sınav dönemi Ramazan'a denk gelmedi; ama yine de buradan bazı bilgiler derlenebilir. "Biraz mübalağa yapıyorsun galiba" diyenlere "Oruç tutmayan genci köprüden attılar" haberini hatırlatmak isterim. Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nde yaşandığı söylenen olayın "ülkücü gençler"e fatura edildiğini ve haberlere aynen şöyle başlandığını hatırlatırım: "Her yıl Ramazan ayında özellikle Anadolu'daki üniversitelerde yaşanan 'oruç gerginliği' yine başladı."

5) Bütün futbol takımlarının oruç kontrolüne tabi tutulması. Futbol bu ya; kah kazanırsın, kah kaybedersin. Yükseliş dönemi de olur, düşüş zamanı da. Bizim medya her sene Ramazan'da takımları "mercek altına" alır. Kim düşüşe geçerse "oruç tutuyor(lar) da o yüzden performans düşüyor" diye taarruzda bulunuyor. Bu tür lafların çoğu hikâyedir. Ahmed Hassan kedi gibi bir futbolcuydu ve maç günleri bile oruç tutardı. Hocaları da ona saygı duyardı. Musevi bir futbolcu için dinî bayrama saygı gösterilip maç takvimi değiştirilir; ama nedense oruçlu futbolcu tartışması bu ülkede hiç bitmez. Bu sene de Ramazan'da puan kaybeden yandı demektir.

Medya keşke halkın içine inebilse

6) Oruç nedeniyle kapalı tutulan lokantaların belirlenmesi. Ben kendimi bildim bileli bazı restoranlar; hatta bazı meyhaneler vitrinlerine "Ramazan münasebetiyle kapalıyız" levhası asar. Dine hürmeten yapılan bir jesttir bu. Zoraki bir durum olmadığı gibi, tadilat, tamirat için de yılda bir yakalanan bir fırsattır kimi zaman. Kutsala saygı duygusundan, "oruç tutmak zorunda mıyız" ya da "oruçlu insanların oruçsuzlara baskısı mı var" gibi manalar çıkarmak yanlış; ama yine de bu tür yakıştırmalar yapılır ülkemizde.

7) Oruç üzerine absürt beyanda bulunacak ve kıyısından köşesinden de olsa "Hoca" denebilecek insanların bulunması. Bu da ilginç bir metottur. Bazı kişiler bulunur, "denize girmek orucu bozar mı" nevinden soru(lar) yüz bilmem kaçıncı defa tevcih edilir. Son yıllarda bu iş biraz da erotik bir havaya büründürüldü. Abesle iştigal buna deniyor galiba. Basın mukaddes kavramların arasına bu tür mevzular sıkıştırmaktan acayip bir zevk alıyor; ancak halk nezdinde düştüğü durumu fark edemiyor...

8) Özellikle belediyelerin ve vakıfların yürüttüğü Ramazan çadırlarının incelenmesi. Oruç bir yönüyle açlık, yoksulluk duygusunun gün içinde paylaşılması anlamına geldiği gibi; diğer yönüyle de nimete erişmenin iftarla bütünleşmesini resmediyor. Sınıf farklarının ortadan kalktığı, insani paylaşımın gönülden yaşandığı iftar programlarına belediyeler ve vakıflar da katıldı. Çadırlar kuruluyor, iftarlara herkes davet ediliyor. Hayatı boyunca bu duyguyu paylaşmayan bir insanın köşesinden yaptığı itiraza bakar mısınız: "Fak fuk fon tufeylilerine para dağıttıkça halk sol partilere oy vermez". Sanki sol belediyeler hayırhahlık yarışında bulunup vatandaşla iftar sofrasında buluştu da halk gelmedi...

9) Abdullah Gül'ün Köşk'e çıkmasını değerlendirerek, bazı polemiklere kapı aralanması. Bu seneye mahsus olabilecek bir haber çerçevesi ile karşı karşıyayız: Sayın Sezer, Ramazan'da adeta kast-ı mahsusa ile su içmişti; en azından böyle algılanmıştı ve bu durum bazı medya kuruluşlarınca da destek görmüştü. Geçtiğimiz cuma günü verilen resepsiyona 400 küsur insan katıldı; sadece bir tane örtülü bayan vardı. Bunu bile birinci sayfadan görüp bir sürü aforizmaya kapı aralayanlar; herhangi bir oruç faslına da yeni bir sayfa açacaktır...

Sözün özü şudur aslında: Bu ülkenin insanı nasıl kendi kültürel değerleriyle barışık yaşıyorsa, bu ülkenin medyası da aynı uyumu göstermek zorundadır. Oruç tutan da olacak tutmayan da. Namaz kılan da olacak kılmayan da. Hacca giden de olacak gitmeyen de. Ve hiç kimse diğerine saygısızlık etmeyecek. Herkesin kendi tercihi önemlidir! Toplum bunu anlamış, benimsemiş, özümsemiş durumda; ancak medyanın bu konuda mesafe alması gerekiyor. İşin doğrusu, eskisi kadar halktan kopuk değil medya; ancak mesafe hâlâ çok uzak, bu nedenle kendi insanını anlayamıyor; böyle olunca de derdini tam anlatamıyor. Keşke biraz da içeriden bakma cesaretini o devrimci ruhunda duyabilse...         EKREM DUMANLI

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/6/2009 - Hakkımı Helal Etmiyorum!

Kategori: ALINTI
Arzu Erdoğral
2009-06-22

Hakkımı Helal Etmiyorum!
 

“SÖZDE MUHAFAZAKARLARA İTHAF OLUNUR”

Haftanın ilk iş günü, “bu da ne böyle” diyenlere peşin peşin söyleyeyim...

Bugün hiç iç açıcı bir yazı beklemeyin...

Bugün böyle...

Bugün niye böyle?

Tahammül etme sınırlarım, insanlık tarlasında mayına bastı diye...

Basmasamıydım!

Yok, artık öyle...

Birazda basana değil, bastırana bakmak gerek ise!

---------------------------

Bugün sözüm kime?

Bugün sözüm; eşitlik, hak, adalet gibi kavramları sadece kendi düşüncesinde olanlara layık gören sözde laiklere, Ergenekonculara ve yasakçılara değil...

Benim bugün sözüm aramızda ki insanlık fakirlerine...

Hakkı hak için ayakta tutmak bunların neyine...

Ben, hangi inanca, ırka sahip olursa olsun adalet ve hak kavramları söz konusu olduğunda, “mazluma dini sorulmaz” derim...

Siz ve biz diye ayrılığa düştüklerim ise, buna inanmayan vicdan fakirleridir...

İşin daha vahimi ise, “bende senin gibi düşünüyorum, önce güzel ahlak, insanlık, adalet” deyipte, kişiliğini yitirmiş “muhafazakar”, pardon düzeltiyorum “sözde muhafakar” olan tiplerin gün geçtikçe daha kötü bir hale bürünmelerinde...

Bu tipler var ya bu tipler...

İnsani değerleri ilke edindiğini söyleyerek yola çıkar, bu değerlere sahip olmayanlar ile birlikte kaşık sallar...

Örnek çookk...

İş yeri açar, işçisi açken, gider “sırf yalakalık olsun diye” sözde laik kesimden bir “CEO” kapar...

Radyo, televizyon açar, “sırf göze girsin diye” yalancı medyadan transfer yapar...

Makam mevki sahibi olur, “sırf şirin gözüksün diye” usulsüz reklam yayınlarından dolayı alınan cezaları af eder...

Ama kendi haksızlığa uğradığında, acımasızca sırt çevirdikleri insalara sığınır...

Kendisine sahip çıkan bu insanlar ile zor günleri dışında ise fazla muhatap olmaz...

Ama o muhatap olmadığı insanlar, çıkarları için değil, “mazluma dini sorulmaz” ilkesi gereği,

Her türlü haksızlığı görmezden gelir...

İşsiz kalır, iş yeri kapatılır...

Yetmez sınırları zorlanır...

Bırak mert geçinenleri, namertle muhatap kalır...

Dayanamaz, kızar, bağırır...

AMA…

Düşmüş bir hataya, büyüklük bizde kalsın…

Biz yine kötü gününde yanında kalalım…

Bu çirkin davranışların kinine düşmek yerine ona örnek olalım...

Zalimlerden daha da zalim değiller ya…

Der de der...

Bir, iki, üç...

Olmuyor işte...

Bu adamlara iyilik gömleği dar geliyor...

İnsanlar açken...

Yiyorlar, içiyorlar, en iyi evlerde oturup, en iyi arabaya biniyorlar…

Birde üstüne fiyaka satıyorlar...

İnsanlar işsizken...

Koltukları işgal ediyorlar, dürüslükten gem vuruyorlar, verdikleri sözleri tutmuyorlar...

Birde üstüne, hak etmeyen insanlara yaranmaya çalışıyorlar...

Düzelir düzelir...

Sabır, sabır, sabır...

Ama sabrında bir sınırı vardır...

Söylüyorum işte...

Hem de, üstüne basa basa...

Siz kişiliksizleştiniz, yüzsüzleştiniz, yalakalaştınız, bazı şeyleri kaldıramadınız…

Kompleksli tipler olup çıktınız...

Siz, aslında sınırı zorlamaktan tek tek mayınları patlattırmaya başladınız...

Yoksa siz hep böyleydiniz de, biz mi çok saf davrandık...

Benden buraya kadar...

Yasaklar devam ediyor, insanlar sırf inançlarından dolayı haksızlığa uğruyor, hak haklıdan alınıp haksızlara veriliyor...

Bunları yapanları kınamak bir yana, ne yaparsa yapsın baş tacı ediliyor...

Siz, bizim bildiğimiz siz değilsiniz galiba…

---------------

Siz, siz olmadığınız...

Siz, söylediklerinizde samimi davranmadığınız...

Siz, hakkı ayakta tutuyorum deyip, tutmadığınız…

Ve sizin, diğer merhametsizlerden bir farkınız kalmadığı sürece...

Hakkımı size helal etmiyorum...

Ama siz, böyle şeylerden anlamassınız dimi?

“Siz yapın yapın yalakalık, sonunda koltuksuz kalın”desem belki umursarsınız!

Ama demiyorum…

Siz anlamasanızda, ben bundan böyle size, “Hakkımı Helal Etmiyorum”...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/6/2009 - örtülü!!!!!!! mayınlar

Kategori: ALINTI


 
'Baş örtülüleri temizlediğiniz gibi mayınları da temizleyin'



'Baş örtülüleri temizlediğiniz gibi mayınları da temizleyin organik paşalar'

Feride, vicdanı sakatlanmış adamların mayınla sakatlanmaktan korkmasına gülüyordu.
Mayınlı tostun KAŞARI İsrail…

Feride: Ayağını kaldır paşam!
Paşa: Korkuyorum feride.
Feride: Kaldır kaldır şimdiye kadar korktuğunuz ÖRTÜLÜ mayınlar istediğiniz gibi patlamadı şimdiden sonra ÖDÜNÜZÜN patlaması hiçbir şeyi değiştirmez.

Feride, vicdanı sakatlanmış adamların mayınla sakatlanmaktan korkmasına gülüyordu. Ergenekon pestili yapmak için ideal bir ziraat alanı olan o toprakların kolayca İsrail kaymağı olmasına razı gelmek, peşkeşlik yoğurdunun bol olduğu ayranın DAVOS’ta köpürtüldüğünü kabul etmek demekti .

Sizin kelepçeli donanma olarak gördüğünüz İmam hatipli gençliğin eline o toprakları verseydiniz YASAKLA MAYIN sloganıyla mayınları elinize 28 Şubat şekeri gibi tutuştururlardı. Neyden korkacağını bilmeyen savaşçının kılıcı Don Kişotun düşmanla kafa bulmasına benzer diyordu feride. Şimdiye kadar “BU TOPRAKLAR” dediğiniz yerlerin ağrısı da “ASKERLERİM EMREDİYORUM TANSİYONUMU ÇIKARIN” diyerek sorgudan kaçan çıtkırıldım darbe bahanecilerinin yapay ağrısına benzemez.

Gazze’ye ölüm eken İsrail’e, can biçme sahasını biz mi verecektik. Bu muydu Davos’ ta dirseğine şakşakçı kolonlar takarak çığırtkanlığını yaptığımız Vahşetin ödülü. Suriye sınırı kamusal alansa bu mayınlı bahar temizliğini Paşa eşleri yapsın öyleyse diyordu feride. Örtüye el uzattığınız kadar mayına el uzatsaydınız neyin patlayıcı olduğunu postallarınızdan akan yarım ağızlı vatan eyyamcılığınızla pekiştirebilirdiniz.

Bu mayınları piknik yapmak için mi temizleme derdine düştünüz yoksa mangal yakmak için mi diyordu feride. Hiç. Biz ikna odası cezasını çektik siz de mayın temizleme cezasını gençlerin geleceklerine ve göreceklerine mayın döşeyen gel keyfim gelci adamlara ödetin. Olmadı bize verin. Biz bu ülkenin elinde patladıysak bırakın onların elinde patlasın saatli darbe mayınları diyordu feride..

Esra Elönü - Haber 7

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
Image Hosted by ImageShack.us

Hakkımda

yaratılanı yaratandan dolayı sevelim





























CINAR RADYO BURSA
Image Hosted by ImageShack.us
---Veda Hutbesi---

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahîm

EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Hadis Bahçesi


"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" Müslim, iman 93-94


"Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar." Buhari


"Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır". Muslim


"Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz." Tirmizî


" Rabbinize karsı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekâtını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz." Tirmizî, Cum'a, 80


" İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir. " Buhârî


" Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o Müslüman için birer sadakadır." Buhârî


" İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz. " Ibn Mâce


" Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler." Müslim


" Bizi aldatan bizden değildir." Müslim, Îmân, 164.


" Mü'minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O'nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur." Müslim


" Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir." Tirmizî


" Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir." Buhârî


"Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben (Allah Teâlâ) komsuyu komsuya mirasçı kılacak zannettim." Buhârî


"Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikramda bulunsun. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun. " Buhârî


" (İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah'a şirk koşmak, sihir, Allah' n haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu." Buhârî


" Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir." Tirmizî


" Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır." Tirmizî


"Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez." Tirmizî


"Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası." Ibn Mâce


"Allah' ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah'ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir." Tirmizî


" Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." Müslim


" ( Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır." Tirmizî


" (Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme." Tirmizî


" Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır." Buhârî


" Birbirinize bugz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah' ın kulları, kardeş olun. Bir Müslüman, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz." Buhârî


" Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir." Tirmizî


" İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız." Müslim


" Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı (n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter." Buhârî


" Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü'min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz." Buhârî


" Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur." Ibn Mâce


" İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz. " Tirmizî


" İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah'tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.” Buhârî


“Allah, sizden birinizin yaptığı isi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.” Taberânî


“Nerede olursan ol Allah'a karsı gelmekten sakin; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karsı güzel ahlakin gereğine göre davran.” Tirmizî


“Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. (Mümin, iki defa ayni yanılgıya düşmez)” Buhârî


“Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.” Tirmizî


“İnsanların Peygamberlerden ögrene geldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.” Buhârî,


“ Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz”. Buhârî,


“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” Müslim


“İslâm, güzel ahlâktır.” Kenzü'l-Ummâl


“ (Allah Rasûlü) “Din nasihattir/samimiyettir” buyurdu. “Kime Ya Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah'a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara” diye cevap verdi.” Müslim


"Kim benim sünnetimi diriltirse(ihya eder ve yaşamında tatbik ederse) beni sevmiş olur. Beni seven de benimle beraber cennettedir." Hadis


"Sizden birinizin, arzusu benim getirdiğim (Kuran’a Şeriat)e uymadıkça kâmil imanla iman etmiş olamaz." Hadis


"Bana itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Bana isyan eden Allah'a isyan etmiş olur." Hadis


"Nefsim kudretinin elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Ben kendisine babasından ve çocuğundan daha sevgili oluncaya kadar sizden biriniz kâmil imanla iman etmiş olmaz." Hadis


"Bildiği ile amel eden kişiye Allah bilmediği ilimlerin bilgisine varis kılar." Hadis


"Kardeşini bir günahından dolayı ayıplayan kişi, günahı islemedikçe ölmez. " Hadis


"Sizden kim (Şeriate uymayan) bir kotu is görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle bugz etsin. Bu sonuncusu ise imanın en zayıf mertebesidir." Hadis


"İslam’ın düğmeleri düğme düğme çözülecek(Şeriatın emirleri tek terk edilecek). Her düğme çözüldükçe insanlar onu takip eden düğmeyi çözmeye teşebbüs edecekler. Bu çözülen düğmelerin ilki idari konular, sonuncusu da namazdır." Hadis


"Cihad, kıyamet gününe kadar geçerli bir emirdir." Hadis


"Cihadın en faziletlisi zalim sultan katında hakki söylemektir. " Hadis


"Rabbini gazablandıracak bir meselede sultani hoşnud eden(etmeye çalışan) Allah’ın dininden cıkmış olur. " Hadis


"Cennet (nefse ağır geldiği için) hoşlanılmayan şeylerle, cehennemde şehvete hitap eden şeylerle kuşatılmıştır. " Hadis


"Amellerin en hayırlısı sevdiğini Allah için sevmek bugz ettigine de Allah için bugz etmektir." Hadis


"Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o onlardandır." Hadis


"Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, vaat verdiğinde yerine getirmez, emanet olunduğunda hainlik eder." Hadis


"Kişi din kardeşine kâfirlik isnada ederse, bu isnat ikisinden birine döner. " Hadis


"Arzusu ve hedefi Allah'tan başka şey olarak sabahlayan Allah' ( ın kulların) dan değildir. Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen de onlardan değildir." Hadis


"Rab olarak Allah'a, din olarak İslam’a, peygamber olarak Muhammed (s.a.v) erazi olan kişi imanın tadını tatmış demektir." Hadis


"İslam cemaatinden bir karış da olsa ayrılan, boynundan İslam bağını çözmüş demektir." Hadis


"İş ehil olmayana verildiğinde kıyameti bekle." Hadis


"Akıllı kişi nefsine hakim olup ölümden sonrası için is yapandır. Aciz(akılsız) kişi ise nefsini arzularına tabi kılıp sonrada Allah'a karsı Temennide bulunandır." Hadis


"Emirleriniz hayırlılarınız, zenginleriniz hoşgörülüleriniz, isleriniz aranızda danışmayla olduğunda yerin ustu sizin için yerin altından daha hayırlıdır. Ama emirleriniz şerlileriniz, zenginleriniz cimrileriniz, işleriniz kadınlarınızın elinde olduğunda yerin altı sizin için yerin üstünden daha hayırlıdır." Hadis


"Kendimden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım." Hadis


"Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır. Hayat tarzlarının en güzeli Muhammed(s.a.v) in hayat tarzıdır. İşlerin en şerlileri sonradan uyduranlardır. Her sonradan uydurulan şey bidattir. Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık ta cehennem’dedir." Hadis


"Fitne döneminde ibadete sarılmak, bana hicret etmek gibidir." Hadis .


"Ümmetimden bir takım kimseler, ismini değiştirerek şarabı(alkollü içecekleri) içecekler. Bu esnada başkaları ucunda ( yanlarında ) çalgılar çalınacak ve şarkıcı kadınlar olacak. İşte onun için Allah onları yere batıracak ve aralarından bazılarının şekli maymun'a ve domuz'a çevrilecek." Hadis


"Şüphesiz ki benden sonra ümmetimden Kur'an-i Kerim'i okuyan bir kısım insanlar olacak. Fakat onların okuduğu boğazlarını geçmeyecek. Onlar tıpkı ok un yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar, sonra da tekrar ona dönmeyecekler. O kimseler, insanların ve hayvanların en şerlileri ( kötüleri )dir." Hadis


"Kalbinden tam bir sadakatle Allah 'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed 'in de Allah'ın resulü olduğuna şahadet eden bir kimseyi Allah, cehennem ateşine haram kılar." Hadis


"Ya öğrenen, ya öğreten, ya dinleyen, ya da seven ol! Bunların dışında bir beşincisi olma; helak olursun. Beşincisi ise, ilme ve ilim ehline bugz etmendir." Hadis


"Allah kadın kıyafetini giyen erkeğe ve erkek kılığına giren kadına lanet etsin." Hadis


" Allah'a isyan olan bir hususta kimseye hiç bir itaat yoktur. İtaat ancak marufta (ser'i ölçüler içerisinde )dir." Hadis


" Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık için savaşan bizden değildir. Irkçılık üzere ölen de bizden ( Müslümanlardan) değildir." Hadis .


" Kişi arkadaşının dini üzerinedir. O halde sizden birisi kiminle arkadaşlık yaptığına dikkat etsin. Kişi sevdiği ile beraber ( hasrolunacaktır ) dir." Hadis


" Ümmetim dinar ve dirhemi ( parayı, maddi varlıkları ) yücelttiği zaman onlardan İslam’ın heybeti kaldırılır. İyilikle emretmeyi terk ettikleri zaman da vahyin bereketinden mahrum kılınırlar." Hadis


" İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onalar arasında dini konusunda ( yapılan saldırılara ) sabırla karşı koyan, kor parçasını avuçlayan gibi olacak. " Hadis


“İnsanların Peygamberlerden ögrene geldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap” sözüdür.” Buhârî





Son Yazılarım

bitti mi çile?
Modernizm kadını neden kurtardı?
Eyvah; Ramazan geldi!
Hakkımı Helal Etmiyorum!
örtülü!!!!!!! mayınlar

[Upload your own video]

Kategoriler

birdirbir

Arkadaşlarım

fatima
azide
kelebekk
ahsennur
goznuru
cicibisiiy
hobilerimveben
burcuboncuk
fatmaca
neslinursema
meyraca
nesrin768
dostlukrehberi
asfur
woelfin Barış
belmaa
neslinursema1
bahargunesi
sude31
memnunca
selamunaleykum
flood
iremnur32
aysece
ayseliden
gonlumce
meryemce25
baharcicegi
ilmekilmek
delaledilemin
gulsevincehobi
GELDİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER PARMAKLARINIZA SAĞLIK YİNE BEKLERİM
HTML
Resminiz:
Maximum boyut: 500 Kb
Yollanabilir: GIF, JPG, PNG, BMP, SWF
Kullanım şartları: Kullanım şartlarını kabul ediyorum

BAHARDALI fiskos banner

gönüldendamlalar

baharcicegi

Image Hosted by ImageShack.us hazan Image Hosted by ImageShack.us